Yemeksepeti Bisikletli Kurye Ne Kadar Kazanır? Toplumsal Cinsiyet ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir İnceleme
Hadi bir düşünelim, bir akşam eve dönerken, işten sonra bir kuryenin bisikletiyle hızla geçip gittiğini görüyorsunuz. Hızlıca giden bu kurye, belki de size bir yemek getiriyor. Ama o kurye, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitsizliği, iş gücü adaletsizliği ve çeşitlilik gibi önemli konuların da bir parçası. Peki, Yemeksepeti bisikletli kuryeleri ne kadar kazanır? Sadece bir para meselesi mi, yoksa bu sorunun içinde daha derin ve önemli meseleler de var mı? Gelin, biraz daha derinlemesine bakalım ve bu konuyu daha geniş bir sosyal çerçevede inceleyelim.
Yemeksepeti Bisikletli Kuryeleri: Bir Meslek mi, Yoksa Geçici Bir Çözüm mü?
İstanbul sokaklarında her gün gördüğümüz bisikletli kuryeler, genellikle genç, dinamik ve hızla geçiş yapan kişiler. Kimi zaman sabah erken saatlerde, kimi zaman gece geç saatlerde. Bu işi yapanların çoğu, genellikle geçici iş arayan kişiler veya üniversite öğrencileri. Özellikle büyük şehirlerde, iş bulma konusunda zorlanan bir çok insan için bu tip işler, geçim kaynağı olabiliyor. Ancak, bisikletli kurye işinin, toplumsal cinsiyet, sınıf ve etnik köken gibi faktörlerden nasıl etkilendiğini de göz önünde bulundurmalıyız.
Bisikletli Kuryelik ve Toplumsal Cinsiyet
Birçok sokak gözlemimde fark ettiğim bir şey, bisikletli kuryelik işinin çoğunlukla erkekler tarafından yapıldığı. Evet, bu işi yapan kadınlar da var, ancak sayıları oldukça az. İstanbul’da özellikle sokaklarda karşılaştığım yemek kuryeleri genellikle erkek ve genellikle genç yaşlarda. Bunun arkasında toplumsal cinsiyet normları ve iş gücü piyasasındaki eşitsizlikler yatıyor olabilir. Toplumumuzda, kadınların daha çok ofis işlerinde veya hizmet sektöründe çalışması bekleniyor, bisikletli kurye gibi fiziksel zorluk gerektiren işler ise daha çok erkeklere ait görülüyor. Bu sadece bir gözlem değil, aynı zamanda derinlemesine düşünüldüğünde, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir yansıması.
Bir kadın, sokakta bu tür fiziksel işlerde çalışmak istediğinde, ya da bir kadının bisikletli kurye olma kararı, toplumsal bakış açısıyla yadırganabiliyor. Kadınların fiziksel gücü üzerine yapılan toplumsal önyargılar ve kadınların genellikle güvenlik kaygıları, bu işin cinsiyet eşitliği açısından zorluğunu artırıyor. Geçtiğimiz günlerde, bir bisikletli kurye kadınla sohbet etme fırsatım oldu. Kendisi, bu işte kendini “ağır” hissettiğini ve çoğu zaman güvenlik sorunlarıyla karşılaştığını söyledi. Oysa bu işin, cinsiyetle hiçbir ilgisi olmamalı. Ancak gerçekler, maalesef buna dair toplumsal beklentilerle şekilleniyor.
Yemeksepeti Bisikletli Kuryelerinin Kazançları ve Sosyal Adalet
Yemeksepeti gibi büyük platformlarda çalışan kuryelerin kazançları, genellikle teslimat başına ödenen ücretlerle belirleniyor. Bir teslimat başına kazanılan ücret ise mesafeye ve zaman dilimine göre değişiklik gösterebiliyor. Ancak bu işin sadece maddi yönüne odaklanmak, kuryelerin karşılaştığı zorlukları gözden kaçırmak olur. Bir bisikletli kuryenin kazandığı ücret, genellikle çok düşük oluyor ve saatlik olarak baktığınızda, çoğu zaman asgari ücretten bile daha az bir miktara tekabül ediyor. Ancak, burada önemli olan nokta, bu kurların çoğu zaman sigorta, emeklilik gibi sosyal güvenlik haklarını da kapsamadığı için, çalışanlar büyük bir güvencesiz iş hayatı sürdürmek zorunda kalıyorlar.
İstanbul gibi büyük bir şehirde, kurye olarak çalışan insanların çoğu, sokakta geçirilen uzun saatlerin ve bazen tehlikeli olabilecek trafik koşullarının yanı sıra, düşük maaşlar ve sağlık güvencesinin eksikliği ile mücadele ediyorlar. Bu da sosyal adalet meselesine dönüşüyor. Hangi toplumsal grupların bu işte çalıştığına bakarak, iş gücünün ne kadar adaletsiz dağıldığını görebiliriz. Çoğunlukla, geçim sıkıntısı çeken, eğitim durumu düşük ya da farklı dezavantajlı gruplar, bisikletli kurye olarak çalışıyor. Buradaki adaletsizlik, kazanç eşitsizliğinden öte, toplumsal cinsiyet, sınıf ve etnik köken üzerinden de kendini gösteriyor.
Çeşitlilik ve Kurye İşinin Geleceği
Yemeksepeti gibi platformlar, bisikletli kuryelerin bu işin farklı gruplarına fırsat sunuyor. Ancak, platformlar daha kapsayıcı ve adil bir sistem kurmalı. Yedek subaylık, kadınların iş gücüne katılımı, gençlerin eğitim süreçleri, hepsi birbirine bağlı konular. Yalnızca cinsiyet eşitliği ve gelir adaleti üzerinden değil, aynı zamanda farklı toplumsal kesimlerin bu sektörde nasıl daha eşit fırsatlarla yer alabileceği konusuna da eğilmeliyiz. Yani, sadece bisikletli kuryelerin ne kadar kazandığına bakmak değil, bunun sosyal eşitsizliği nasıl körüklediğini düşünmek, bu işi daha adil ve eşit bir hale getirebilir.
Sonuç: Geçim Kaynağı mı, Sosyal Adaletin Bir Parçası mı?
Yemeksepeti bisikletli kuryelerinin kazancı sadece bir parasal değer değildir. Bu, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, sınıf farkları ve sosyal adalet açısından daha geniş bir sorunun parçasıdır. Kuryeler, sadece yola çıkıp yemek teslim eden kişiler değil, aynı zamanda büyük bir toplumsal yapının içinde yer alıp, eşitsizlikleri gözler önüne seriyorlar. Bu alandaki değişim, belki de sadece kazançlarını artırmaktan çok, iş gücündeki eşitsizliklerin ve adaletsizliklerin giderilmesine yönelik adımlar atmakla mümkün olacak. Belki de bir gün, bir kadının, bir gencin ya da bir işçi sınıfından birinin bisikletle yemek teslim etmesi, sadece geçim kaynağı değil, aynı zamanda toplumsal adaletin bir göstergesi olacak.